Logo

02 Mayıs 2008 Cuma



















Sokak Sanatı


“Sanat” kelimesinin anlamı üzerine her düşünürün kendine özgü açılımları vardır. Küçük beynimle bende kendime göre bir tanım yapacak değilim. Zaten “düşünür” de değilim. Tanımları sadece “büyük adamlar” yapar diye de bir şey yok ama neyse biz asıl konuya geçelim.

Marx Efendi, “sanat, yaşamı insanileştiren bir olgudur.” derken, Kant'a göre, “sanatın kendi dışında, hiçbir amacı yoktur, sanatı ancak deha yaratabilir.” Tolstoy ise "İnsanın bir zamanlar yaşamış olduğu duyguyu, kendinde canlandırdıktan sonra, aynı duyguyu başkalarının da hissedebilmesi için hareket, ses, çizgi, renk veya kelimelerle belirlenen biçimlerle ifade etme ihtiyacından sanat ortaya çıkmıştı" diye hissiyatını belirtir.

Böyle tanımları doğru ya da yanlış diye nitelendirmekte bir fayda yok. Değinmek istediğim asıl konu toplumun kabul ettiği sanat anlayışının dışına taşmış olan street art (sokak sanatı) kavramının genel sanat kavramı içinde nasıl bir yerde durduğu ve kendimizi özgür bir şekilde ifade etmemize nasıl yardımcı olduğudur. Toplumun genel yargıları dışında bir alt kültür olarak, giderek artan fakat şimdilik küçük diyebileceğimiz bir kitle tarafından benimsenen “street art” çoğunlukla büyük şehirlerde adını duyurmaya başladı. Son yıllarda Türkiye'de de güzel örneklerini görmeye başladığımız graffiti, stencil, stickerlar yanında sokak müzisyenleri, sokak tiyatroları (ülkemizde pek örneğini göremesekte) ve fanzinlerde bu kültürün birer öğesidir. Günümüzde özgür bir şekilde kendini ifade etmek isteyen, başkalarıyla kendi duygu ve düşüncelerini paylaşarak onlarla iletişim kurmak isteyen herhangi birinin tüm bunları yapabilmesi için aşması gereken engeller çok fazla. O engeller aşılınca artık paranın satın aldığı sanat “piyasasında” kendini ne kadar özgür ifade edebileceksin, ne kadar kendin gibi kalabileceksin ayrı mesele...

İşte street art farkını bence tam bu noktada belli ediyor. Özgürlüğünü genel yargılarla sınırlamak istemeyenler, iradelerini otoriteye teslim etmek istemeyenler bu limana sığınıyorlar. Şehrin her yerini sergi olarak kullanıyorlar, ne yapmak istiyorlarsa onu yapıyorlar, ne çizmek istiyorlarsa onu çiziyorlar, kimseye hesap vermeden... İstedikleri oyunu oynayıp, istedikleri yazıları fanzinlerine koyuyorlar, hiç görmediği arkadaşları onları alıp çoğaltıyor ve diğerlerine ulaşmasını sağlıyor. Hiç duyulmayan müzikleri satma kaygısı olmadan, içlerinden geldiği gibi yapıyorlar. Tüm bu yaptıkları dünya üzerinde bir tek kişiye ulaşmış olsa bile, tek bir kişiye bile ne hissettiklerini, ne düşündüklerini özgürce anlatabildiyseler, amaçlarına ulaşmanın verdiği hazzı tüm benlikleriyle hissediyorlar.

İçinde amatör bir ruh barındırsa da duvara yazılan her yazıyı street art kavramı içinde değerlendirmek yanlış olur. Amatör kavramı yanlış anlaşılmasın. Her çizgi, resim, yazı pratikte kötü olsa da içinde bir düşünce barındırmalı, bizim için bir şeyler ifade etmeli, bir şeyleri anlatmalıdır.

Hadi şimdi sizde biraz sokağa çıkın ve her yeri Kant'ın bahsettiği “dehayla” boyayın!

2 yorum:

Radnor dedi ki...

bu ayki roll mecmuasında da sokak sanatı geniş geniş işlenmiş, edininiz efenim

Cennub Garu dedi ki...

roll daha önce konu olarak işlemişti diye hatırlıyorum ama demek ki yanılıyorum... bir adet edinmek şart oldu öleyse...